Alluka kız mı? Kimlik, iktidar ve toplumsal düzen üzerinden bir okuma
Alpakgida ailesiyle birlikte bugün Alluka kız mı başlığını en temel noktalarından ele alıyoruz.
Bir karakterin “kız mı, erkek mi?” olduğunu sormak ilk bakışta yalnızca biyolojik ya da dilsel bir sınıflandırma gibi görünebilir. Oysa Hunter x Hunter evrenindeki Alluka Zoldyck söz konusu olduğunda soru, kimliğin kim tarafından tanımlandığına kadar uzanır. Bana göre burada asıl ilginç mesele, Alluka kız mı sorusundan çok, “Bir insanın kimliğini belirleme yetkisi kimin elindedir?” sorusudur.
Bu açıdan Alluka, siyaset biliminin iktidar, kurumlar, meşruiyet ve toplumsal düzen kavramlarıyla okunabilecek dikkat çekici bir karakterdir.
Alluka kız mı?
Alluka Zoldyck, Hunter x Hunter anlatısında kız olarak ele alınır. Özellikle Killua’nın Alluka’ya yönelik yaklaşımı, onun kimliğine saygı gösterilmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koyar.
Burada önemli bir ayrım vardır: Alluka’nın kimliği ile ailesinin onu nasıl tanımladığı aynı şey değildir. Zoldyck ailesinin diğer üyeleri zaman zaman Alluka hakkında farklı ifadeler kullanırken Killua’nın yaklaşımı daha belirleyicidir.
Bu durum, siyaset bilimindeki temel bir soruya benzer: Bir bireyin statüsünü kurum mu belirler, toplum mu, yoksa bireyin kendi iradesi mi?
İktidar ve Alluka’nın kimliği
İktidar yalnızca devlet başkanının, parlamentonun veya ordunun sahip olduğu güç değildir. Aile de kendi içinde güçlü bir iktidar yapısı oluşturabilir.
Zoldyck ailesi son derece hiyerarşik bir kurum gibi davranır. Aile üyeleri arasında yaş, güç, yetenek ve gelenek üzerinden farklı statüler bulunur. Böyle bir ortamda bireysel kimliğin aile tarafından tanımlanması, siyasal iktidarın gündelik hayattaki küçük bir yansıması olarak düşünülebilir.
Kurumlar kimliği nasıl şekillendirir?
Gerçek dünyada devlet, okul, hukuk sistemi, medya ve aile gibi kurumlar insanların toplumsal konumlarını etkiler. İsim, vatandaşlık, medeni durum veya resmi belgeler gibi kategoriler bireyin toplum içindeki yerini belirleyebilir.
Ancak kurumların bir kişiyi tanımlaması ile kişinin kendisini tanımlaması her zaman örtüşmez.
Alluka’nın hikâyesi tam da bu gerilimi görünür hâle getirir. Ailenin geleneksel otoritesi ile Killua’nın bireysel tercihe dayanan yaklaşımı arasında belirgin bir fark vardır.
Meşruiyet sorunu: Gücü olan haklı mıdır?
Siyaset biliminde meşruiyet, yalnızca güç sahibi olmak anlamına gelmez. Bir iktidarın kabul edilebilir görülmesi ve yönetme hakkının tanınması da gerekir.
Zoldyck ailesi Alluka üzerinde güçlü bir otorite kurabilir. Fakat şu soru ortaya çıkar:
Bir aile, bir bireyin kimliğini belirleme gücüne sahipse bu güç otomatik olarak meşru hâle gelir mi?
Bence hayır. Güç ile meşruiyet aynı kavram değildir.
Bu ayrım, demokratik siyaset açısından da önemlidir. Bir devletin vatandaşları üzerinde yaptırım uygulayabilmesi, yaptığı her şeyin demokratik veya meşru olduğu anlamına gelmez. Meşruiyet; hukuk, haklar, özgürlükler ve katılım gibi unsurlarla birlikte düşünülmelidir.
İdeoloji ve toplumsal normlar
Alluka’nın hikâyesi aynı zamanda toplumsal normların nasıl çalıştığını gösterir. Her toplum, insanların nasıl davranması gerektiğine ilişkin görünür veya görünmez kurallar üretir.
Cinsiyet rolleri de bu normların önemli parçalarından biridir. İnsanlar bazen yalnızca kendi tercihlerine göre değil, çevrelerinin beklentilerine göre de değerlendirilir.
Bu noktada Alluka üzerinden daha geniş bir siyasal soru sorabiliriz:
Toplum bireyi mi biçimlendirir, birey toplumu mu?
Sosyolojik açıdan bakıldığında ikisi arasında sürekli bir etkileşim vardır. Siyasal kurumlar ve kültürel normlar bireyi biçimlendirirken bireylerin itirazları da zamanla toplumsal dönüşümlere yol açabilir.
Günümüzde farklı ülkelerde toplumsal cinsiyet, kimlik ve bireysel haklar konusunda yaşanan tartışmalar bunun gerçek hayattaki karşılıklarını gösteriyor. Bir ülkede kabul gören yaklaşım, başka bir ülkede ciddi biçimde tartışmalı olabilir.
Yurttaşlık ve demokrasi açısından Alluka
Alluka doğrudan bir siyasal yurttaş değildir; hikâye bir devlet ve seçim sistemi etrafında kurulmaz. Buna rağmen karakter, yurttaşlık kavramının temelindeki önemli bir meseleyi düşündürür: Bireyin hakları, çoğunluğun görüşünden bağımsız olarak korunmalı mıdır?
Demokrasinin yalnızca çoğunluğun karar vermesi olmadığını hatırlamak gerekir. Azınlık hakları, bireysel özgürlükler ve eşitlik de demokratik düzenin temel parçalarıdır.
Bu nedenle Alluka’nın hikâyesini küçük ölçekte bir hak ve temsil meselesi gibi okumak mümkündür. Killua’nın tutumu, ailesel çoğunluğun veya otoritenin karşısında bireysel iradeyi dikkate alan bir yaklaşımı temsil eder.
Karşılaştırmalı siyaset açısından düşündürücü bir örnek
Dünyanın farklı siyasal sistemlerinde kimlik politikaları konusunda birbirinden oldukça farklı uygulamalar bulunur. Bazı devletler bireysel kimliklerin hukuki olarak tanınmasını genişletirken bazıları daha geleneksel kategorileri korur.
Bu farklılıklar bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Kimlik yalnızca kişisel bir mesele değildir; aynı zamanda hukuk, kurumlar, kültür ve iktidarla ilişkilidir.
Alluka’nın hikâyesini ilginç yapan da budur. Fantastik bir manga dünyasında geçen kişisel bir hikâye, gerçek dünyadaki kimlik ve hak tartışmalarına beklenmedik bir pencere açar.
Sonuç: Alluka kız mı sorusunun ötesinde
“Alluka kız mı?” sorusunun kısa cevabı evet, Alluka kız olarak kabul edilir. Fakat karakterin siyasal açıdan ilginç tarafı bu cevabın kendisinden çok, kimliği tanımlama hakkının kimde olduğu sorusudur.
İktidar güç kullanabilir; fakat güç her zaman meşruiyet anlamına gelmez. Kurumlar insanları sınıflandırabilir; fakat bireysel irade tamamen ortadan kaldırılamaz. Demokrasi de tam bu noktada önem kazanır: İnsanların yalnızca yönetilmesi değil, kendi kimlikleri ve yaşamları üzerinde söz sahibi olabilmesi.
Belki de Alluka’nın hikâyesinin bıraktığı en provokatif soru şudur: Bir toplum, bireyin kim olduğunu kendisinden daha iyi bildiğini iddia ettiğinde, gerçekten kimi korumaktadır; bireyi mi, yoksa kendi düzenini mi?