Arpalık Toprak Nedir? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
Arpalık toprak, genellikle köylere ait ama kullanılmayan, bakımsız veya terkedilmiş alanlar olarak bilinir. Bu topraklar, halk arasında zaman zaman kişisel çıkarlar için talan edilen ya da sadece zenginlerin yararına kullanılan topraklar olarak da tanımlanır. Ancak arpalık toprak kavramı, sadece ekonomi ve mülkiyet üzerinden anlaşılmamalıdır. Bu yazıda, arpalık toprakların toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında nasıl şekillendiğini inceleyeceğiz.
Arpalık Toprak ve Sosyal Adalet
Toprak, tarihsel olarak hem ekonomik hem de toplumsal ilişkilerin belirleyicisi olmuştur. Birçok toplumda, toprak sahipliği, sadece geçim kaynağının değil, aynı zamanda güç ve prestijin de bir simgesidir. Arpalık topraklar, bu bağlamda, sosyal adaletin ihlal edildiği bir alanı temsil eder. Çünkü bu toprakların büyük bir kısmı, yerel halkın elinden çıkmış, başka güç odakları tarafından talan edilmiştir.
Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde, arpalık topraklar metropolün dışında kalan yoksul bölgelerde sıkça karşımıza çıkar. Toprağa sahip olanlar, bu toprakları terk ederken, o topraklarda yıllardır yaşamını sürdüren köylüler ya da yoksul halk, bir bakıma bu topraklardan da dışlanmış olur. İşte burada sosyal adaletin temel sorunları devreye girer. Toprakların paylaşımındaki adaletsizlik, sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerin bir sonucudur.
Bir gün Beyoğlu’nda toplu taşımada yaşadığım bir sahneyi hatırlıyorum: Tıka basa dolmuş bir otobüste, bir kadın yolcunun elindeki çantayı korumak için verdiği savaş, sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bu kadının toplumda daha düşük bir statüye sahip olmasının da göstergesiydi. Arpalık topraklar da benzer bir şekilde, belirli grupların, genellikle daha yoksul ve güçsüz olanların dışlanmasına sebep olur. Bu, toplumsal bir ihlaldir.
Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Arpalık Toprak
Toplumsal cinsiyet rolleri, toprak sahipliği ve yönetimi konusunda oldukça belirleyici bir faktördür. Geleneksel olarak, erkekler daha fazla toprak sahibi olma hakkına sahiptir. Kadınlar ise, özellikle kırsal alanlarda, bu haklardan genellikle dışlanır. Arpalık topraklar, bu anlamda, kadınların toprak üzerindeki kontrolünü kaybetmelerine sebep olan bir arka plan sunar.
Bir zamanlar, köyde yaşayan annem bana, “Kadınlar toprağa sahip olursa, ağaçlar bile daha hızlı büyür,” derdi. Bu söz, toprakla kurulan ilişkiyi ve kadının doğayla olan bağını anlatan bir metafordur. Ancak, arpalık topraklarda olduğu gibi, kadının bu ilişkiyi sürdürebilmesi çoğu zaman zordur. Kadınların toprağa olan erişimi sınırlıdır ve bu durum, sadece köylerde değil, büyük şehirlerde de benzer şekilde devam eder. İstanbul’un banliyölerinde, köylülerin terk ettiği topraklar, genellikle büyük inşaat şirketlerinin iştahına düşer. Kadınlar, bu topraklardan gelen faydayı çoğu zaman göremez.
Kadınların bu eşitsiz toprak ilişkilerindeki durumunu bir gün Emin Ali Paşa’da gördüğüm bir sahneyle ilişkilendiriyorum. Eski, terkedilmiş bir araziyi satın almak isteyen bir aile, toprak satıcılarının kadınlara söz hakkı vermemesi konusunda şikâyet ediyordu. Burada kadın, sadece toprak satın alma hakkından mahrum bırakılmakla kalmıyor, aynı zamanda sahip olduğu sosyal statüsünden de etkileniyordu.
Çeşitlilik ve Arpalık Toprak
Arpalık topraklar, aynı zamanda çeşitlilik ve kültürel farklılıklar açısından da önemli bir konudur. Genellikle, arpalık topraklar, yerli halk ve göçmenler arasında daha büyük bir ayrım yaratır. Bu toprakların kullanılmaması, o bölgedeki çeşitli etnik grupların erişimini kısıtlar. Örneğin, İstanbul’un kenar mahallelerinde göçmenlerin yaşadığı bölgelerde, arpalık topraklar bazen kamusal alanlara dönüştürülürken, bazen de tamamen yok sayılır. Bu tür topraklar, göçmenler için hem geçim kaynağı hem de yaşama alanıdır.
Ancak bu toprakların sahipleri, çoğunlukla yerli halktır ve göçmenler bu topraklardan genellikle dışlanır. Bu, sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ayrımcılıkla da ilgilidir. İstanbul’daki göçmen pazarlarında gözlemlerime göre, çoğu zaman göçmen işçilerin gittiği alanlar, arpalık topraklardan daha fazla fırsat yaratır. Bu da, arpalık toprakların aslında bazen toplumsal çeşitliliği engelleyen bir unsur olabileceğini gösterir.
Arpalık Toprak ve Sosyal Adalet Mücadelesi
Arpalık topraklar, çok boyutlu bir sorundur. Hem tarihsel olarak toprakların nasıl talan edildiğini, hem de günümüzde bu topraklardan nasıl daha fazla insanın dışlandığını anlamamız gerekiyor. Sosyal adalet açısından bakıldığında, bu toprakların hakkaniyetli bir şekilde paylaşılması gerekir. Toprak, sadece ekonomik bir değer değil, aynı zamanda sosyal bir değer taşımalıdır. Arpalık toprakların yeniden hayata geçirilmesi ve insanların bu topraklardan eşit şekilde faydalanması, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında önemli bir adımdır.
Bugün sokakta gördüğümüz pek çok insan, aslında sosyal adaletin eksikliğinden dolayı zorluk yaşıyor. Arpalık topraklar, bu eşitsizliğin bir yansımasıdır. Bu toprakların yönetilmesi ve halkın faydasına sunulması, toplumsal değişimin önemli bir parçası olabilir.
Sonuç
Arpalık topraklar sadece bir toprak parçası değil, toplumsal yapıların, sınıf farklarının ve eşitsizliklerin simgesidir. Toplumdaki farklı grupların, özellikle kadınların, göçmenlerin ve yoksul kesimlerin, bu topraklardan nasıl etkilendiğini anlamak, adaletli bir toplum inşa etmenin ilk adımlarından biridir. Satın alınan, terk edilen ya da kullanılan her toprak, sadece ekonomik değil, sosyal bir yükümlülüğü de taşır. Arpalık topraklar, bu bağlamda, sosyal adaletin izlenmesi gereken bir alandır.